REKLAM ALANI




   
REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
0 546 432 3209
REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
BİLİM ODASI
(DENEY SAYFASI)
İletişim

Eğitim İnternet Kafe

+(90) 324 751 75 10
 


Mehmet SANİ

+(90) 536 689 29 47


 

Mail Adresimiz
 

mehmetsani54@hotmail.com

 

 

 


 

Tarihi Yerler

 

MEYDANCIK KALESİ (KIRSHU)

Gülnar coğrafyasının en eski yerleşimi olan Kirshu Antikçağ’dan günümüze Luvi, Pers, Helen, Roma, Bizans, selçuklu, Osmanlı uygarlıklarının izlerini, duvar yazılarını ve resimleri taşıyan çok önemli bir örendir. Burada yapılan yüzeysel arkeolojik araştırmalardaki buluntular yalnız bölgemizin değil Anadolu Uygarlıkları’nın da geçmiş tarihine ışık tutacak değerlerdir.

  Meydancık Kale(Kirshu), Gülnar’ın 10km. güneyinde, Emirhacı Köyü sınırları içindedir. Çam ormanları ile örtülü bir alandır. Arkeolojik sit, doğu batı yönünde uzanan 700m.

yükseklikteki bir tepenin üstünde uzunluğu 750m. , genişliği 150m. olan deve boynu şeklinde bir düzlüktür. Burası, kuzeydoğu yönü haricinde diğer üç tarafı dik ve yüksek kaya duvarlarla doğal olarak korunmuştur. Kuzeydoğu yönüne de güçlü bir surla korunan Kale Kapısı yapılmıştır.

  Meydancık Kale’nin Akdeniz’e dik olarak olarak uzaklığı 15km., karayoluyla Aydıncık’a(Kelenderis) 35km., Silifke’ye 65km.dir.

  Antik Çağlarda hep yerleşim yeri olan Kirshu da 1971-1994 yılları arasında bir Fransız arkeoloji ekibi kazılar ve araştırmalar yapmış, elde edilen bulgulara göre buradaki geçmiş yaşantı şu dönemlerle özetlenebilir.

Luviler Dönemi’nde M.Ö.7.- 6.yüzyılda bölgesel bir kral kenti.
Persler Dönemi’nde M.Ö. 5.-4. yüzyılda askeri ve idari yerleşim yeri.
Helenistik Dönem’de M.Ö.3.-2. yüzyılda Mısır Kralı Ptelameoslar’ın askeri garnizonu.
Geç Roma ve Bizans Dönemleri’ne ait de yerleşim izleri taşır.

  Meydancık Kale, Anamur ile Silifke arasında yer alan, tarihi çağlarda önemli bir liman kenti olan Aydıncıktan gelen tarihi yolu kontrol eden en büyük kaledir. Antik Çağ’da bu kalenin adı Kirshu’dur.

Eski haritalarda isim Beydili Kalesi olarak geçmektedir.

  Persler zamanında yapılan sarnıçın yakınında bulunan kuyu oldukça ilginçtir. 3x2m. ebatında bir dikdörtgen şeklinde olan kuyunun derinliği hala tesbit edilememiştir. 1988 yılındaki arkeolojik kazı sonucunda 23,5m. derinliğe inilmiş fakat dibe ulaşılamamıştır. Bu kuyu büyük bir olasılıkla doğal bir bacanın düzeltilmesidir. Kuyunun başka bir özelliği 18m. derinlikte bulunan mağara sistemidir. Mağaranın kuyuya açıldığı yerin biraz ilerisinde yan yana iki oda vardır. Yükseklikleri 1m., uzunlukları 6-7m. ve genişlikleri 4-5m. olan odalara ancak eğilerek girilebilmektedir. Güneybatı yönünde uzanan koridor giderek daralır ve 15m. sonra bir kişinin sürünerek girebileceği bir geçide dönüşür. Buradan geçilince büyük bir salona girilir. Salonun yüksekliği 10m. dir. Küremsi bir şekildedir. Bu salondo bir çok sarkıt, dikit ve bunların birleşiminden oluşan sütunlar vardır.

  Meydancık Kale’nin bir başka özelliği de, Türkiye’de yasal yolla yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan en büyük definenin burada bulunmuş olmasıdır. Üç küp içerisinde toplam 5215 sikke çıkarılmıştır. Bu sikkelerin Eski Mısır Uygarlığı’nın Ptelameos dönemine ait olduğu sanılmaktadır.

  Meydancık Kale(Kirshu), bir zamanlar tarihi yolu koruyormuş, şimdi de tarihi aydınlatıyor.

  Tarihsel konum açısından Meydancık Kale’nin bazı bölümlerinin altını çizmekte yarar vardır.

  Anıtsal Ana Giriş: Kalenin ana girişi çeşitli dönemlerden kalma dev dikdörtgen taşlardan (Kyklop) harçsız olarak örülmüş bölümlerden oluşmuştur. Anaburçta yapılan kazılarda, temelin oturduğu ana kayaya kadar inilmiştir. Girişi oluşturan duvarlardan ikisi büyük olasılıkla Yeni Babil Dönemi’ne yani M.Ö. 7. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir.

  Saray Yapısı: Güneyde düzlüğün ortalarında, Helenistik Dönem’de(M.Ö. 334-330) yapılmış bir binanın “Yönetim Yeri” olarak kullanılmış olabileceği kanısını oluşturan bölüm saray diye bilinmektedir.

  Saklanmış Hazine: Yukarıda bahsedilmiş olan bu hazineden üç toprak kap ve gümüş Helenistik Sikkeler’e ait bir grup örnek, Silifke Müzesi takı ve sikke salonunda sergilenmektedir. Sikkeler, Suriye, Trakya, Bergama, Makedonya gibi önemli bölgelerin krallarına ait sikkeleri kapsamaktadır. Ayrıca taş eserler salonunda Meydancık Kale’nin güney doğu ucunda, surların altında bulunan M.Ö. 6.y.y.’a tarihlenen mezara ait Karyatid Heykeller sergilenmektedir.

  Kaya oyma Sarnıç: Saray yapısının hemen yanında kayaya oyulmuş dev bir sarnıç yer alır. Geçen zaman içinde içi taş ve molozlarla dolan sarnıçın temizlik çalışmaları devam etmektedir. 15-18m. derinliğinde kuyu biçimindeki bu sarnıçın ne amaçla kullanıldığı, içinden çıkacak verilerin değerlendirilmesi ile aydınlanacaktır.

  Pers Kabartmaları: Meydancık Kale Siti’nin en belirgin zamanı Pers Dönemi’dir. Persler’den kalma yapılar oldukça fazladır. Bir yazıttan anlaşıldığına göre bu dönemde kent surları yeniden yapılmış, ana giriş kapısı sağlam bir duvar ile korunmuştur. Pers Sitili yontulmuş ve işlenmiş blok taşlar, Helenistik Dönem’de başka amaçlarla kullanıldığından ve taşlar ihtiyaca göre yeniden işlenmiş olduğu için üzerlerindeki kabartmalar tanınmaz hale gelmiştir. Bu şekliyle zarar görmüş taşlar oldukça çoktur.

Anıt Mezar: Sit alanındaki düzlüğün ortalarında doğudaki dik kaya duvarın eteğinde Anıt Mezar bulunur. Pers öncesi döneme M.Ö.6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen mezar kompleksi iki ana bölümden oluşmaktadır. Üstü dev blok taşlarla “iki yanlı” biçimde örülü bir mezar odası ile bunun önünde uzanan sundurma(pordico). Sundurmanın her iki ucuda, insan biçimli sütunlar üzerine oturmaktadır.

  Şurası oldukça ilginçtir: Atina’nın Akropolis’inde M.Ö.5. yüzyıl başlarında Erakteion Tapınağı Porticosu’nda kullanılan karyaditlerde(kadın biçimli sütun) yontu inceliğine ulaşan bu yapı türünün yaklaşık 100 yıl daha öncesinde Kilikya’da bulunan Meydancık Kale’de (Kirshu) kullanılmış olmasıdır.

  Bu insan biçimli sütunlar, şimdi Silifke Müzesi’nde ilginç bir atmosferde sergilenmektedir. Önceleri açılmış ve boşaltılmış olan Kirshu’daki bu Anıt Mezar, M.Ö.5. yüzyıl sonlarında başka bir uygarlıkta ikinci kez yine mezar olarak kullanılmıştır.

  Kaya Oda Mezar: Sit Alanı ortalarında batıdaki dik kaya duvarın içine oyulmuş, oldukça yıpranmış bir mezardır. Bu mezarın önemi “Aramik Dil’de” yazılı kitabesidir. Kitabede, bu yerin adı “KİRŞU”(KRŞ) olarak geçmektedir.

  KIRSHU Kalesi: Anıtsal ana giriş kapısındaki duvara yerleştirilmiş olan taşa, Aramik Dil’de yazılı kitabeden, bu yerin olasılıkla M.Ö.6. yüzyıldaki isminin “KİRŞU” olduğunu öğreniyoruz.

  Meydancık Kale’de buğüne kadar sağlanmış olan bulgulardan bu yerleşim yerinin şu özelliklerini saptayabiliriz.

KİRŞU etrafı surlarla çevrili bir kaleydi.
Nereglissar zamanında (M.Ö.559 “556”) Kirşu, Pirindu Kralı Appuaşu’ya aitti.
Kentte, Kral Appuaşu’nun ataları otururdu.
Kirşu’da bir saray vardı.
Babil kralı Nereglissar, M.Ö. 557 yılında Kirşu Kalesi’ni alarak yakıp yıktı.
 
  Sonuç: 1956 yılında D.J.Wiseman tarafından yayınlanan “Yeni Babil Tarihi’nde” Babil Kralı Nereglissar’ın Pirundu kralı Appuaşu’ya karşı M.Ö.557-556 yılında giriştiği savaşı anlatırken Kirşu adında bir kentten söz etmektedir. Bu kent Meydancık Kale kazılarına kadar hep başka yerlerde aranmıştır. Meydancık kale kazılarıyla Kirşu’nun burası olduğu açıklığa kavuşmuştur.

Beklenti: Meydancık Kale’de bulunan kabartmalar, insan figürleri, mimari kalıntılar, taşların irilik ve yontulma şekilleri insana Orta ya da Genç Hitit Dömemi’ni anımsatıyor. Çünkü; Boğazköy ve Karatepe’deki kabartmalara benziyorlar. Ancak kabartmadaki adamların saç durumları Asur yapıtı olabileceğini de düşündürüyor.

  “Meydancık Kale’de(Kirşu) bulunan Hitit Kralı Muwattalli’nin kraliyet işareti ile ilgili öneriler gerçeklik kazanırsa, Meydancık kale’nin geçmişten günümüze çok önemli bir tarihsel gerçeği barındırdığı anlaşılacaktır.”(Zoroğlu, 1994) Kaynak: F.Saadet Bilir (Merv’den Anaypazarı’na Gülnar).
 

 DEMİRÖZÜ (HORTU) 


  Eski adı Hortu olan 1960 yılında adı değiştirilerek Demirözü yapılan köyün Gülnar Merkezi’ne olan uzaklığı 27km.dir. Gülnar-Ermenek Yolu ile ulaşmak mümkündür. Demirözü’nde tarihi kalıntıların çok oluşu burada daha önceden yaşamış bir kavmin olduğu konusunda kesin delildir. Köy içindeki Maltepesi’nde büyük bir höyük bulunmaktadır. Höyüğün içine doğru uzanan bir de kuyu vardır. Bu dar kuyunun hava deliği olduğu sanılmaktadır.
  
  1968 yılında ilçede hükümet tabibi olan Dr. Yüksel Burkutoğlu Hortu’da yasal bir kazı yaptırmıştır. Küp ve mezarlardan kuyumculuk işçiliği çok iyi olan küpe ve takılar, kız motifli bronz kantar topları ile 26cm. uzunlukta PAN HEYKELİ (dünyada iki tane olduğu sanılıyor), bir EROS ve bir ATLAS heykeli bulunmuştur. Bu kazıda Roma-Helen Dönemi’ne ait 267 parça eser çıkartılarak Silifke Müzesi’ne teslim edilmiştir. Höyüğün güneydoğu kısmında bir kapısı olduğu bilinmektedir.

Kazı sırasında tabanı mermer döşeli bir bina bulunmuştur. Bulunan bu binada bir yangın çıkmış olmalı ki bulunan heykellerin simsiyah oldukları görülmüştür. Kazılarda bir de şırahanenin bulunduğu söyleniyor.

  Değirmenderesi Köprüsü’nün Rumlar tarafından yapıldığı söylenmektedir. Buradaki yaşlılar Cumhuriyet’ten önce köyde birçok Rumun bulunduğunu (Toma, Yanni, Nikola) isimlerinin yabancısı olmadıklarını belirtiyorlar. Rumlar Cumhuriyet’ten sonra mübadele ile köyden ayrılmışlar.

  Önceleri bir Osmanlı Paşası’nın oturduğu sanılan bu mevkiye halk, Paaşaoturağı diyor. Ciritalanı denen yerde de yine eskiden cirit oynandığı biliniyor. Köyün yakınında Cirit Tepesi ve Bey Pınarı bulunmaktadır.

  Tarım Kredi Kooperatifi binası yakınında bir tane SAY(düz, geniş taş) dikiliymiş. Üzerinde yazılarda varmış, ama kırılmış, parçalanmış, şimdi hiçbir izine bile rastlanmıyor. Köyde ayrıca türbe de var. Şıh Koca Türbesi ya da Mezarlıktaki Türbe şeklinde isimlendiriyorlar.
 
ŞEYH ALİYY-İ SEMERKANDİ TÜRBESİ
 ve ŞEYH ALİ PINARI (Pınarbaşı)

  
  Gülnar’ın düşünce dünyasında oldukça önemli yeri olan büyük din bilgini Şeyh Aliyy-i Semerkandi hakkındaki bilgilerin kaynağı İ.Hakkı Konyalı’dır.

  Şeyh Ali Semerkand’da doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Babası Yahya, Şirvan’da doğmuş, Hazreti Peygamberin sülalesinden, sadattan imiş. Tarikat ilimlerini bitirdikten sonra Semerkand’a gelmiş, burada evlenmiştir. Aliyy-i Semerkandi 12 yaşındayken annesi ölmüş. Daha çocuk yaşlarda çok zeki birisi olduğu hemen dikkati çekiyormuş. 12 yaşındayken Kur’anı on iki usule göre okuyabiliyor, tevsir edebiliyor ve akıl ilimlerinde de büyük maharete sahip olduğu görülüyormuş.PINARBAŞI (Şeyh Ali Pınarı)
 
Zeyne’de pınar çoktur. Bunlar içinden özellikle Pınarbaşı, diğer adıyla Şeyh Ali Pınarı görülmeye değer bir yerdir. Bu pınar ile ilgili yine İ.Hakkı Konyalı’nın yazdıklarına bir bakalım:


  Sonra babasının yanına Şirvan’a dönmüş. Babası ona tarikat adabını öğretmiş, irşad (doğru yola davet icazetnamesi) vermiş. Babasından izin alarak Semerkand’a gelmiş. Hazreti peygamberin işaretleriyle Dem Mağarası’nda halvete girmiş. Rivayete göre manevi işaretlere uyarak elindeki yeşil asayı Rum’dan yana atmış. Asa da Zeyne yakınına düşmüş.
Mustafa Duru  Şeyh Aliyy-i Semerkandi’nin Rum’dan yana attığı yeşil asa Pınarbaşı’na, pınarın bulunduğu yere düşmüştür. Bu nedenle Halk buraya Şeyh Ali, Şeyh Zeynel Abidin Pınarı diyor. Şimdiki adı da Pınarbaşı’dır. Zeynel Abidin, Aliyy-i Semerkandi’nin oğludur.


  Burada yaşları 5-6 asrı bulan beş çınar ağacından zaman içinde biri yanmış olsa da, dördü şimdi de ayaktadır. Çınarlardan birisinin çevresi 22,5m., bir diğerinin çevresi 9,2m. dir. Kaç tane değirmeni birlikte döndürecek büyüklükteki pınarın üstüne, çınar ağacı, kıskançlıktan dolayı bağdaş kurup oturmuş gibidir. Temmuzda karpuzu çatlatan, eli donduran billur suyu, çınar sanki yalnız kendi içine akıtmak ister gibi kapsamıştır. Fakat çınar, pınardaki o dirilik, zindelik iksirini zaptedemiyor. Su köklerin altından kaynayıp fışkırıyor.

  Çınar, sanki doğal ömrünü tamamladıktan sonra bile pınarı başkasına bırakmak istemiyor. Boşalan göbeği içinde yetiştirdiği yavru şimdiden 100 yaşını doldurmuşa benziyor. İkinci çınarın köklerinden de sular fışkırıyor. İkisi birlikte küçük bir ırmak oluşturarak bahçelerin, tarlaların arasından billur gibi Göksu Nehri’ne akıyor.

  Aliyy-i Semarkandi asasının arkasından yollara düşer ve Karaman’a gelir. Karaman halkı onu Larende’ye davet eder. Larende de bir müddet kalır. Sene 1432 dir. Larende’de 4 ciltlik Bahr-ul Ülum isimli tevsirini yazar. Bir süre sonra Larende’den Zeyne’ye gelip yerleşir.

  Şeyh Aliyy-i Semarkandi’den bahseden bütün tarihçiler onun dünya ilimlerine fevkalade önem verdiğini anlatırlar. Madde ilimlere üstün bir yer tanıyan “Akl ile nakl karşılaşınca akıl tercih edilir” diyebilen bir alimdir. Benim açımdan da işin özü bu cümlede yatmaktadır. Kaynaklar Semarkandi’nin 1455-1457 yıllarında öldüğünü söylüyor.

  ESERLERİ

  Neşri Atlay’ın belirttiğine göre; Zeyne’deki eski hatip Münib Hoca’nın elinde baş sayfası koptuğu için adı bilinmeyen, ama adının Bahr-il-Ülum olduğu sanılan bir kitap vardır.
 
Bağdat’lı İsmail Paşa’nın belirttiğine göre Şeyh Aliyy-i Semarkandi’nin şu eserleri vardır.

Mücadele suresine kadar dört ciltlik Kur’an Tefsiri.
Şemsiye Şerhine haşiye(dip not, açıklayıcı notlar)
Metalı Şerhine haşiye
Seyyid Şerif’in Muvakıf Şerhine haşiye

Aliyy-i Semarkandi’nin (Makalat’ı Şerife Makale) denilen ve Nur Bahş tarafından Türkçe’ye çevrilen en iyi yazmalarından birisi İzzet Koyunoğlu Kütüphanesi’nde dir. Bunda 37 makale vardır. Özel koleksiyonlarda ve devlet kütüphanelerinde çeşitli zamanlarda yazılmış nüshaları vardır.

  Yine İzzet Koyunoğlu Kütüphanesi’nde “Mecmua-i Külliyet-ı Şeyh Aliyy-i Semarkandi ve Şeyh Muhammet Nur Bahş” adlı bir eser bulunmaktadır. Ayrıca Semerkandi’nin Kitab-ı Lisan adlı Türkçe yazma bir kitabı olduğu söylenmiş, ancak kitap bulunup incelenememiştir.

  Şeyh Aliyy-i Semerkandi’nin Cami, Türbe ve Zaviyesi Hakkında Arşiv

Belgeleri:
  Başbakanlık arşivinde 1. numarada kayıtlı İl Yazıcı Defteri’nde Aliyy-i Semerkandi manzumesi vakfı ile ilgili şu bilgiler bulunmaktadır:
Zeyne’de Aliyy-i Semerkandi’nin Camii, türbesi ve zaviyesi vardır. Caminin vakfı yazılırken, “Şeyhin merkadi (mezarı) bu caminin kurbündedir (yakınındadır)” denilmektedir.

  Zeyne: Gülnar’a 24 km. uzaklıkta Gülnar-Mut yolu üzerinde bulunmaktadır. Denizden 315m. yükseklikte bir belediyeliktir. Şimdiki adı Sütlüce’dir. Göksu Irmağı 9km., Silifke –Konya yolu 10km. yakınından geçmektedir. Dört mahalleden oluşmakta, akdeniz iklimi hüküm sürmekte, herçeşit meyve ve sebze yetişmektedir. Bu sitenin yerleşim bölümünde Sütlüce (Zeyne) daha geniş yer almaktadır.

Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam14
Toplam Ziyaret470884
GÜLNAR NÖBETÇİ ECZANE
buraya tıklayınız
Facebook Sayfası

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.26107.2901
Euro8.58788.6223
Site Haritası
Üyelik Girişi